Dizi Oyuncularıyla Comic Con Röportajı

Andrew Lincoln, Sarah Wayne Callies, Jon Berthnal
Jon Berthnal, Sarah Wayne Callies, Andrew Lincoln

 The Walking Dead dizisinin başrol oyuncuları Andrew Lincoln (Rick Grimes), Sarah Wayne Callies (Lori Grimes) ve Jon Berthnal ile birlikte Comic Con festivalinde gerçekleştirilen çok keyifli röportajın tamamını yazının devamından okuyabilirsiniz.

– Bu projeyi ilk duyduğunuzda reaksiyonunuz nasıl oldu?

Jon: Sanırım projeyi duymadım. Pilot sezonun başında, onlar yeni yapımların oyuncu kadrosunu oluştururken bana bir senaryo geldi. Menajerlerim bana yüzlerce senaryo gönderirler. O an oyuncu seçmeleri olan ne varsa… Bu senaryoyu okuduğumda, oturup uzunca bir e-posta yazdım ve –ağzımı bozmak istemiyorum şimdi, ama bu yapımda figüran olmak beni ne kadar mutlu ederdi onu yazdım. Daha önce bunun gibi bir şey okumamıştım ve çizgi romanından da haberdar değildim. Pilot çok güzel oldu. Çok güzel yazılmış. Sonrasında oyuncu seçmelerine başlandı, gariptir ki ilk önce Shane’i seçtiler. Ve Rick için bir sürü farklı kişiyle ön prova yapma fırsatı buldum. İlginçti, bir türlü olmuyordu, oturtamadık bir türlü. Sonra Andrew Lincoln geldi ve harikaydı, her şey mükemmel oturdu. Frank’e bakarak anlayabiliyordum bunu. Andrew okumaya başlar başlamaz kendi kendime “aman tanrım, işte budur” dedim. Frank anlamıştı, hepimiz anlamıştık. Mükemmel uymuştu.

Sarah: Bence çok benzer bir şey. Aslında pilot sezonu kaçırdım ve yalnızca pilot oyuncular vardı. Bu nedenle oynadığım bütün pilot sezon boyunca birisi bana The Walking Dead’in senaryosunu veriyordu ve ben de bir şekilde bunun tamamen saçma ve imkânsız olduğunu düşünüyordum. Kendinizi yamaç kenarında bulmak, son sürat aşağı atlamak ve kanatlarınız olmasını dilemek. Bir oyuncu olarak, bunun gibi riskli, farklı bir şeyler denemek heyecan verici. Bu dizi de heyecan verici – bence en büyük risklerinden biri henüz yaratmadıkları. Pilot bölümün sonuna gidip de “bu bizim her hafta göreceğimiz şey işte” diyemezsiniz. Bize gelince, bir bölümün çekimi bittiğinde bir başka bölüme geçeriz ve şöyle deriz: “Vay be, bu bölüm tamamen farklı” ve karakterler de farklı – neredeyse her hafta farklı şeyler oluyor. Bazıları aksiyon, bazıları çizim odasında geçiyor, şiddetli sahneler, yaz gününde bir aile ortamı ve Anne orada, bunun gibi şeyler. Bazı bölümler sessiz ve sakin olduğu halde bazılarında her yerden zombiler çıkıyor. Bazılarındaysa neredeyse hiç zombi yok. Bunun bir parçası olmak çok heyecan verici. Ayrıca, seçmelere ikinci gidişimde Frank’ın karşısına çıktığımda, bu dizide asla çalışamayacağımdan kesinlikle emindim. İşte o anlardan biriydi bu da, arabama binip kapıyı kapattım ve “ağlama, ağlama, ağlama” diye söylenip durdum. Beni yaklaşık olarak sekiz gün deli gibi beklettikten sonra, aradılar ve şöyle dediler, “ha bu arada, içeri girer girmez bu kişinin sen olduğunu çoktan biliyorduk”. Ayrıca Jon, seçmelere gelmemeye ve benimle birlikte okumamaya karar vermişti.

– Arkadaşlar, size bir zombi sorusu soracağım, panel boyunca Greg Nicotero’nun hayatınızı nasıl mahvettiği konusunda şakalar yaptınız. World War Z veya Romero filmleri hakkında okumalar yapmakla ilgili olarak bu projenin bir parçası olduğunuz andan itibaren zombi alt kültürüne ne ölçüde itildiniz?

Jon: World War Z inanılmaz bir şey. O kitap inanılmaz ölçüde yardım etti. Ancak, bugün panelde zombiler etrafta yürürken, tam anlamıyla üzerlerine saldırmayı ve kafalarını ayaklarımla ezmeyi düşünüyordum. Biz bunu yapıyoruz. O şeyleri öldürüyoruz ve bize yaklaşmalarını engelliyoruz. Gözlerinizi fal taşı gibi açmayın. O insanların önünde bunu yapmak çok eğlenceli, ancak kafanı ezeceğim diyorum. Bu konudaki düşüncem bu şekilde.

Sarah: Bu adamı nasıl sevmezsiniz? En mükemmel oyuncular burada. Samimi söylüyorum. Şu an tam 18 esas oyuncu var ve içlerinden hiçbiri zayıf karakterde değil, gerek çocuklar gerekse yaşlılar olsun hepsi sağlam. İnanılmaz bir şey. Bu sahneleri yapıyoruz ve bir noktada hepimiz başka birinin sahnesinin arka planındayız ve etrafa bakınca, sahnede repliği olmayan, hatta o sahne içinde rol almayan oyuncuları görebilirsiniz, kamera çekim yapmadığında bile bu böyle, bu anları yaşamak ve bu ilişkileri yaratmak… Sadece bizim için oradalar ve “Tanrım, çok güzel ve akıllara durgunluk verici” dersiniz ve biz de tam anlamıyla bunu yapıyoruz zaten. Herkes bu işe kendini veriyor, hatta içimizde zombi kültürüyle daha önceden hiçbir alakası olmayanlar bile. Korku türüyle hiçbir ilişkimiz olmadığı halde kendimizi bu işe verdik ve hepimiz bunun için yüreğimizi ortaya koyduk. Herkesin bu konuda böylesine tutkulu olduğunu hissetmek çok güzel.

– Sizce popüler kültürde zombiler neden dirilmiş olabilir? Herhangi bir neden ya da düşünce söyleyebilir misiniz?

Andrew: Bu konuda teoriler üretmeyeceğim, ancak bu mükemmel bir çizgi roman ve bir şey yapacaksam eğer, sadık bir takipçi kitlesi olan bir konuda bir şey yapmak isterdim. Yaşadığınız dünya sonuçta. Birisi bana vatanım İngiltere’ye döndüğümde bunun çağdaş klasik bir masal, mitoloji, Yunan tragedyası, bir oyun gibi olduğunu söyledi. Bunu bir oyun olduğunu düşünün. Olaylar üst üste birikerek, böylesine cüretkâr ve başarılı bir dramaya olanak sağlıyor. Bu tür hakkında fazla bir şey bilmiyor olabilirim, ancak bana göre paranoyalarınızın ya da bunun ne olmasını istiyorsanız; içinizdeki korkular, karanlık ve aynı zamanda ölümün vücut bulmuş halinin tasviri de olabilir. Bunun için çok güzel bir mecaz. Çok iddialı konuşmak istemem, fakat içinde yaşadığınız dünya nedeniyle bir şeyler yapmak istemeniz gerçekten anlamlı bir şey.

– Bu konu hakkında konuşurken, siz de birer ebeveyn olduğunuz için rollerinizi oynarken kendi hayatlarınıza çok yakın hissettiğiniz oluyor mu? Karl ve zombilerle olan bütün o sahneler nasıl oynanıyor? Çok ileriye giden sahneler var mı? Bir oyuncu olarak nasıl hissediyorsunuz?

Andrew: Oldukça zor, hiçbir sahneyi berbat etmek istemeyiz, henüz o noktaya ulaşmadık. Buna rağmen anne baba içgüdümüz çok sağlam. Koruyucu içgüdü hala etkili, bu nedenle, çizgi romanda olduğu gibi, çok hızlı bir şekilde garip tehlikelere atılma deneyimini henüz yaşamadık ve böyle bir durum yaşandığında, bununla başa çıkmak zorunda kalacağız. Eğlenceli bir şey oldu, birkaç gece öncesinde sesimin kısıldığı bir sahnemiz vardı, ne zaman olduğunu bilmiyorum, fakat yakın bir zamandaydı, bir saldırı vardı ve bir ara sette bulunan çocuklara baktım ve onlara şunu sordum: “çocuklar iyi misiniz orada? Keyfiniz yerinde mi bütün bu olanlara karşın?” çünkü orada korumalar vardı. Ve hepsinin keyfi yerinde görünüyordu. Frank’ın panelde bahsettiği gibi tam anlamıyla bir sorumluluk duygusu da var. Yani, kimse tehlikeye atılmıyor ama açıkçası kitabın tonuna olabildiğince yakın, gerçek olması için elimizden geleni de yapıyoruz.

Jon: Sadece bir gözlemci olarak sorduğunuz soruya cevap vermek gerekirse, oyuncu olarak onların niteliklerini ve yapabileceklerinin seviyesini gördükten sonra, kesinlikle görüyorum ki, bu genç adam onlar için çok önemli. Çocuğu olmayan birisinin bu bölümleri oynayabileceğini sanmıyorum.

Sarah: Sizi tanımıyorum, fakat bir anne olarak ilk oyunculuk deneyimim. İlginç, çok net. Ben bu sahnede ne yapmak istiyorum gibi değil, bunun yerine “Çocuğumu kurtarmak istiyorum”. Çocuğunu kurtar ve aileni bir arada tut. Çok net. İyi bir hedef.

Andrew: Dağınık, bazen kaotik fakat gerçek değil.

Jon: Tam da bu kelimeyi uydurduğunu söyleyecektim. Kaotik mi? Kaotik ne demek? Böyle bir kelime var mı? Artık var. Aksanlı bir şekilde istediğin her şeyi söyleyebilirsin. Akıllıca. Bu beni zorlayacak.

Andrew: Kaotik bir sözcük ve festival ismidir.

Oyuncular gazetecilere: Teşekkürler arkadaşlar. Sakin olun.

Beğendim(0)Beğenmedim(0)
Share
Bu gönderi Haberler kategorisi altında gönderilmiştir. Sık Kullanılanlara Ekle!.
Etiketler: , , , , , .

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir